Uzm. Psk. Gizem Yıldırım
Ankara
EMDR terapisi, İmge Terapi, Kaygı Bozuklukları (Kaygı, OKB, vb.), Ergen ve Genç Yetişkin Danışmanlığı
Uzman Hakkında
Ufuk Üniversitesi Psikoloji Bölümü'nden başarıyla mezun oldum. Akademik ve profesyonel kariyerimde, klinik psikoloji ve psikoterapi alanlarında kapsamlı bilgi birikimi ve uygulama tecrübesi edindim.
Lisans eğitimim süresince, Dr. Sami Ulus Kadın Doğum Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nde stajyer psikolog olarak çocuk zeka testleri üzerine yetkinliğimi artırdım; aynı zamanda Obsesif Kompülsif Bozukluk (OKB), Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu (DEHB) ile Otizm Spektrum Bozukluğu tanısı almış danışanların görüşmelerinde aktif gözlemci olarak yer aldım. Nöropsikiyatrik alanlardaki bu deneyimimi takiben, bir huzurevi ve yaşlı bakım merkezinde Şizofreni ve Bipolar Bozukluk tanılarına sahip yaşlı bireylerle gözlem temelli temaslarda bulundum.
Mezuniyet sonrası dönemde, bir danışmanlık merkezinde gerçekleştirdiğim staj sürecinde Dokuz Tip Mizaç Modeli'ni (DTMM) detaylıca deneyimledim. Bu dönemde Rorschach, SBST, SCL90 ve WISC-R gibi standart testleri uygulayarak DTMM'ye göre raporlama yapma tecrübesi kazandım; aynı zamanda psikodrama uygulamalarında aktif olarak rol aldım. Ayrıca Oyun Terapisi, Masal Terapisi, WISC-R ve Objektif/Projektif Testler (TAT, CAT, Louissa Duss, Beier, Benton, Metropolitan, vb.) uygulama ve raporlama eğitimlerimi tamamlayarak değerlendirme yetkinliğimi güçlendirdim.
Konya'da Psikon Sağlık ve Psikolojik Danışmanlık Merkezi'nde Psikolog olarak göreve başladım. Kurum bünyesinde çocuk, ergen ve genç yetişkin gruplarıyla psikoterapi süreçlerini yürütmekteyim. Bu aktif çalışma döneminde, KTO Karatay Üniversitesi'nde Disiplinlerarası Aile Danışmanlığı Tezli Yüksek Lisans programını başarıyla tamamladım. Tez çalışmam, "Ailelerin Beslenme ve Fiziksel Aktivite Durumlarının Dijital Ebeveynlik Becerilerine Etkisinin İncelenmesi" başlığını taşımaktadır.
Mesleki gelişimime olan bağlılığım doğrultusunda, İmge Terapi uygulayıcı eğitimini tamamlayarak İmge Terapist ünvanını aldım ve EMDR 1. Düzey eğitimini tamamladım. Kariyerimde gösterdiğim başarılar neticesinde, kurum yöneticiliği pozisyonuna terfi ettim. Kurumsal görevlerimin yanı sıra, uzmanlık alanlarımla ilgili üniversitelere ve kurumlara yönelik konferanslar vermeye devam etmekteyim.
Eğitim
- Ufuk Üniversitesi - Lisans
- KTO Karatay Üniversitesi - Yüksek Lisans
Seminerler / Konferanslar (Sertifikalar)
- 1. Düzey EMDR
- MOXO Uygulayıcı Eğitimi
- Oyun Terapisi
- WAIS Yetişkin Zeka Testi
- Çocuk ve Ergenlerde Bilişsel Davranışçı Terapi Eğitimi
- Migren ve Fibromiyaljide EMDR
- Moxo Süpervizyon Sertifikası
- Bebek, Çocuk ve Ergen İlk Görüşme Teknikleri
- Projektif Testler Uygulayıcı Eğitimi
- Objektif Testler Uygulayıcı Eğitimi
- Psikopedogojik Açıdan Çocuk Resim Analizi ve Çocuk Resim Testleri
- Wisc-R Uygulayıcı Eğitimi
- Psikolojik İlk Yardım
- PTSD
- PERGEL Uygulayıcı Eğitimi
- Oyun Terapisi Eğitimi
- Motivasyon ve İçsel Liderlik
- Beden Dili ve Etkili İletişim Teknikleri
- Hitabet ve İnsanları Etkileme Sanatı
- İş Sağlığı ve Güvenliği
- Moxo Süpervizyon Sertifikası
Uzmanlık Alanları
Çalışma Ekolleri
- BDT
- EMDR
- İmge Terapi
Cevaplar (40)
Merhaba sevgili danışan, yazdıklarınızdan gördüğüm kadarıyla kendinizi eleştirmek ve yargılamak yaşantılarınızın size öğrettiği bir şey olmuş. Dini baskı ve yaşadığınız zorbalıklar bunun en temeli gibi görünüyor. Eğer aile yapınızda da eleştirel ve baskıcı bir tutum varsa, çocukken size “ben yetersizim” veya “yeterince iyi değilim” gibi olumsuz inançlarla kodlanmış olmalı. Sanki her alanda “iyi olmak zorundayım” diye çabalayan, ama bir yandan da sürekli yargılanan bir tarafınız var gibi. Bir mizacıyla dünyaya gelir. Belki sizin mizacınız temelden kaygılı bir yapıyı da içeriyordu ve aile ortamı, okul ortamı, arkadaşlıklar mizacın şekillenip kişiliğin/karakterin şekillenmesini sağlar. Sizin yaşadığınız bu olumsuz tecrübeler kaygılı yapınızı tetiklemiş ve bir yerden sonra “suçu kendine yükleme” evresine ulaşmış olabilir. Ve o inanç, şu an üniversitedeki her sınavda, her aile beklentisinde, dini konularda bile tekrar tekrar tetikleniyor olabilir. Yani çocuk halinizin size seslenişi gibi de düşünebilirsiniz. Ancak olumlu veriler de var elimizde. Pes etmek ve köşeye sıkışmayı kabullenmek yerine kendinize sürekli yeni bir çıkış noktası aradığınızı görüyorum. Bir yandan psikiyatri tedavisi, bir yandan terapi alırken başka uzmanların görüşünü alabilmek için bizlere ulaşmışsınız, okulla ilgili olumsuz deneyimlerinize rağmen üniversite eğitimine hatta psikolojik danışmanlık bölümünde eğitim almaya başlamışsınız. Aslında bu yaptığınız cesurca bir davranış. Ama o güç, şu anda sürekli “tetikte kalma” haliyle karışmış. Sanki beyniniz “rahatlarsam, dağılırım, tamamen başarısız olurum” diye düşünüyor olabilir. O yüzden de huzur anını bile tehlike gibi algılıyor. Psikoterapi seanslarınızda mutlaka bu travmatik konuları terapistiniz sizinle çalışacaktır diye düşünüyorum Fakat bu kaygının tavan yaptığı anlarda işinize yarayabileceğini düşündüğüm bazı nefes egzersizlerini cevaba eklemiş olacağım. Son olarak düşünmenizi istediğim bir konu var. “Ben değerli bir insan olmak için, gerçekten %100 kusursuz olmaya mı mecburum?” Bu sorunun cevabını acele etmeden, yavaş yavaş keşfetmek… hem inancınızla, hem öğrenciliğinizle, hem de kendinizle ilişkinizi daha yumuşak bir yere taşıyabilir. Belki bu sorunun cevabını ararken dini bilgisine güvendiğiniz bir kişiyle de görüşmeniz işe yarayabilir. Yani gerçekten herkes mükemmel mi? Mükemmellik ne ile ölçülebilir? Mükemmellik herkes için aynı mı? Ve en önemlisi sizin için iyi ve değerli bir insan olmanın kriterleri nelerdir? Kim için ve ne için bunları düşünmenin yanı sıra öncelikli olarak sizin ruhsal inancınız ne söylüyor bunları bulmalısınız. Sevgilerimle Uzm. Psk. Gizem Yıldırım
Merhaba sevgili danışan, söylediğiniz şey çok kıymetli “görünmez olmak istemiyorum”. Güven kırılması, dışlanmışlık hissi ve emeklerinin görülmemesinin üstüne bir de kendini açıklamak zorunda hissetmek. Siz ilişkilerde dürüst ve net davranmaya çalışıyorsunuz. Bazı insanlar “bize sadık kalmadın” diye bakar, bazıları “doğru olanı yaptı” diye bakar. Yani burada tek bir mutlak sosyal kural yok. Ama lisede insanlar çoğu zaman doğruluktan çok “grup bağlılığına” önem verebiliyor. Bu yüzden siz kötü biri olduğunuz için değil, grubun dinamiğine uymadığınız için dışlanmış olabilirsiniz. Bir diğer yandan da bu dedikodu… Bu öyle bir noktaya gelmiş ki, olayları anlatırken “ben yanlış bir şey yapmadım ama yine de aklıma takılıyor” demiş olmanız burada özellikle dikkat çeken şey. Bir dedikodu sürekli konuşulmaya başlandığında bir yerden sonra insan kendinden bile şüphe edebilecek boyuta gelebilir. Yani şu anda yaşadığınız “acaba ben mi yanlışım?” hissi biraz da buradan kaynaklanıyor. Gördüğüm kadarıyla sizin burada canınızı acıtan tek şey arkadaşlık konusu değil, aynı zamanda “Çalışıyorum, emek veriyorum, iyi bir öğrenciyim ama fark edilmiyorum” hissi. Okulda başarılıyken sosyal hayatta yalnız kalma hissi çok yorucu bir durum. Öğretmenlerinizle ilgili bahsettiğiniz durum da bu hissinizi tetikleyici bir durum. Sürekli aynı öğrencileri seçmeleri sizin kendinizi gösterme şansınızın elinizden alınıyor gibi hissetmenize sebep oluyor olmalı. Ancak gördüğüm kadarıyla yeni bir ortama geçeceksiniz, her şeyin farkında olarak, kötü tecrübeleri ders niteliğine çevirerek ilerlemeyi denemelisiniz. Size ufak birkaç tavsiye vermek istiyorum:İlk haftalarda tek bir gruba kapanmayın. İnsanlarla küçük küçük bağlar kurun. Hemen “en yakın arkadaş” aramaya çalışmak yerine, ilk olarak güvenilir insanları gözlemlemeye çalışın ki kontrollü ilerleyin. Bu gözlemlemeyi yaparken de kendinizi tamamen geri çekip sessizleşmeyin. Gündelik sohbetlere katılmak ortama alışmanızı ve insanları tanımanızı sağlayacak. Başarılarınızın farkında olun, Aşırı övgü de değil, tamamen yok saymak da değil, sadece kendinizin farkında olarak ilerlemeye çalışın. Ve son olarak canınızı sıkan bir durum olduğunda içinizde büyütmek yerine hemen çözümcü bir şekilde konuşmayı deneyin. Öğretmenlerinizin sizi görmezden gelmesi konusunda tamamen sessiz kalmak zorunda değilsiniz, elbette kavga gibi değil ama hakkınızı da aramayı denemelisiniz. Mesela uygun bir zamanda: “Hocam geçen yıl da bu programa ilgim vardı, bu yıl değerlendirilmediğimi görünce biraz motivasyonum düştü. Gelecek etkinliklerde ben de yer almak isterim. ” demek çok doğal bir şey. Kendini istemek kibir değildir. Umarım her şey gönlünüzce olur. Danışmak istediğiniz başka bir konu olursa sorunuzu ismimi kullanarak sorabilirsiniz. Başarılar dilerim. Sevgilerimle…Uzm. Psk. Gizem Yıldırım
Merhaba sevgili danışan. Yaşadığınız bu sıkıntılı süreçte hem kardeşinize hem de babanıza gösterdiğiniz hassasiyeti çok net bir şekilde anlatmışsınız. Bütün bu yaşananlardan dolayı kırgınlık, öfke, yorgunluk, güvensizlik, suçluluk duyguları hissetmeniz çok normal. Özellikle güvensizlik hissetmeniz çok anlaşılır. Anneniz tarafından böyle bir durumla karşı karşıya gelmiş olmak kolay değil. Taşıdığınız yük oldukça ağır görünüyor. Hem yıllardır içinizde tuttuğunuz o sırrı babanızla paylaşıyorsunuz ama bunun doğru olup olmadığından emin değilken kardeşinizle ilgili gerçekle yüzleşiyorsunuz. Üst üste gelen bu darbeler sizi sarsmış olmalı. Öncelikle şuradan başlamak istiyorum. Bu sırrı saklamak zorunda kalmış olmak, bunları duymuş ve görmüş olmak sizin suçunuz değil. Bu aileyi kuran anne ve babanız bütün sorumluluğu almalı. En sonunda babanızla paylaşmış olmak belki de en doğrusu oldu diyebiliriz. Bütün bunlara sessiz kalmaya devam etmek hem sizin için hem de babanız için daha zor olacaktı. “Zararın neresinden dönsen kardır” gibi düşünebilirsiniz. Bir diğer yandan annenizin size karşı geçiştiren tavrı ve kardeşinize karşı ekstra korumacı olmasından kaynaklı yaşadığınız anlaşmazlıkların sebebini öğrenmiş olmak bir nebze olsun sizi açıklığa kavuşturmuş olmalı. Şu anda kardeşinize karşı olan korumacı tavrınız çok kıymetli. Dediğiniz gibi kardeşinizin bu durumda hiçbir suçu yok. “Ben zor şeyler yaşadım, o yaşamasın” duygusu… bu, yüreğinizin ne kadar yumuşak olduğunu gösteriyor. Şu anda kardeşiniz bu durumu bilmiyor ancak siz ona ne kadar yakın olursanız, ilerde öğrendiğinde yanında güvenebileceği bir büyüğünün olması onun için çok önemli bir kaynak olacaktır. Şimdiden kendinize şunu hatırlatın: “O olduğunda, kardeşime ‘senin hiçbir suçun yok, sen benim kardeşimsin’ diyebileceğim. ”“Artık annem gibi hissetmiyorum” dediğinizi görüyorum. Bu raddeye gelmiş olmak sizi çok üzüyor olmalı ancak bu tamamen bilinçdışı bir biçimde beyninizin sizi koruma iç güdüsü. Eğer ki ilk bakım veren kişiye karşı güvensizlik duyguları varsa, çevredeki insanlara karşı da güvensizlik hissetmeniz çok doğal. Erkek arkadaşınızla ilgili düşünceleriniz de bu durumu çok net açıklıyor. Erkek arkadaşınızla yaşadıklarınızı paylaşmak istemeniz çok doğal ve insani bir ihtiyaç. Aslında bunu yapabilmek size kendinizi daha iyi de hissettirebilir. Fakat bu kadar özel bir konuda seçici davranmanız da çok anlaşılır. Bu konuda karar verebilmek için bazı değerlendirmeler yapabilirsiniz. Erkek arkadaşınız daha önce anlattığınız bir şeyi sizi incitmek için kullandı mı? 3 senelik bir ilişki bazı temellerin sağlam olduğunu gösterir istisnai durumlar dışında. İlişkinizin dinamiklerini değerlendirmeniz bu noktada size yol gösterici olacaktır. Bir diğer başlık da erkek arkadaşınız size zor zamanlarınızda genelde yargılayarak mı, yoksa dinleyerek mi yaklaşır? Bu iki sorunun cevabını düşünmenizi istiyorum. Bu süreçte kendi duygularınızı ve ruh sağlığınızı ihmal etmemelisiniz. Size küçük bir öneri: Her gün sadece 5 dakika, odanızda yalnız kalıp şu soruyu kendinize nazikçe sorun: “Bugün bu yaşadıklarımın içinde, kendimi korumak için ne yaptım?” Kendinizi ne kadar yorgun hatta çaresiz hissettiğinizi görebiliyorum. Bunlar asla sizin suçunuz değil. Sizi dünyaya anne ve babanız kendi istekleri doğrultusunda getirdiler ve bütün bu yaşananlar da onların kendi arasındaki problemler. Annenizle ilgili duygu ve düşünceleriniz zamanla değişir veya değişmez bunu ileride göreceksiniz. Ama siz çok kıymetlisiniz ve çevrenizde size iyi gelen şeylerden uzaklaşmamaya gayret gösterin. İsterseniz bir sonraki seferde, babanızla ve kardeşinizle ilişkilerinizi nasıl daha sağlıklı tutabileceğinizi de konuşabiliriz. SevgilerimleUzm. Psk. Gizem Yıldırım