Psk. Ezgi Aydın
İstanbul
Kaygı Bozuklukları, Kariyer ve Sınav Rehberliği, Bilişsel Davranışçı Terapi
Uzman Hakkında
Merhaba, ben Psikolog Ezgi Aydın.
Psikoloji lisans eğitimimi onur derecesiyle tamamladım. Eğitim sürecim boyunca çeşitli klinikler ve rehabilitasyon merkezlerinde staj yaparak farklı danışan gruplarıyla çalışma deneyimi kazandım.
Şu anda İstanbul/Ataşehir’de, hem online hem de yüz yüze terapi hizmeti sunmaktayım. Seanslarımda; Bilişsel Davranışçı Terapi (BDT), Psikodinamik Terapi ve Şema Terapi ekollerini bütüncül bir şekilde kullanarak, danışanlarımın ihtiyaçlarına uygun bir çalışma yürütüyorum.
Eğitim
- İstanbul Nişantaşı Üniversitesi - Lisans
Seminerler / Konferanslar (Sertifikalar)
- Mindfulness
- Yas sürecinde Öz Şefkat
- Akran Zorbalığı ile Baş Etme Stratejileri
- Bireysel Terapi’de Mindfullness, Şefkat ve Kabulün Kullanımı
- Bilişsel Davranışçı Terapi (BDT)
- Zorlayıcı Duygular İle Baş Etme Teknikleri
- Otizm Spektrum Bozukluğu Olan Çocuklara Erken Müdahale Programının Faydaları
- Deprem Sonrası Yaşanılan Kaygı Bozuklukları
- Panikatak, Anksiyete ve Kaygı Bozukluğu ile Baş Etme
- Stres ile Baş Etme Teknikleri
- Vaka X: Ebeveyn İstismarları
- Ebru Şalcıoğlu - Psikolojik Sorunlarda İlaç Tedavilerinin Etkisi
- Oyun Terapisi
- Objektif Projektif Testler
- Şema Terapi
Uzmanlık Alanları
Çalışma Ekolleri
- Bilişsel Davranışçı Terapi (BDT)
- Şema Terapi
Cevaplar (212)
Merhabalar sevgili danışan,Öncelikle burada soru sorma cesareti gösterdiğiniz için size teşekkür etmek isterim:)Yazdıklarınızı okurken, zihninizin sürekli tetikte olduğunu, her şeyin kontrol altında olması için büyük bir çaba harcadığınızı çok iyi anlıyorum. bir şeylerin yanlış gitmesinden, beklenmedik bir durumla karşılaşmaktan ya da belki geçmişte yaşanmış bazı kontrolsüz deneyimlerin tekrarından korunmak için devamlı tetikte olabilirsiniz. .. Bu tetikte olma halinin, ayakta kalmak için gösterdiğiniz çabanın sizi ne kadar yorduğunu, hatta çevrenizle olan ilişkilerinizde bile bazı sıkışıklıklara neden olduğunu fark etmişsiniz… Bu, çok önemli ve değerli bir farkındalık :)Aslında her şeyi kontrol etme arzusu çoğu zaman yüzeyde mükemmeliyetçilik gibi görünse de, derinlerde güvende hissetme ihtiyacıyla ilişkilidir. Çünkü bilinmezlik, belirsizlik kaygı yaratır. Oysa belirsizlikler hayatın tümüdür, hayat bizlere akışta kalmayı öğretmeye çalışırken zihnimiz sürekli sorularımıza bir yanıt bulmak ister. .. Bu yanıtların peşinden koştukça ve bir cevap alamadığımızda da kaygı düzeyimiz artmaya başlar. bu noktada beyin çareyi önlem almakta bulur Plan yapmak, detaylara hakim olmak, kontrolü elde tutmak… Ama sorun şu ki, hayat bizim çizdiğimiz çerçevelere her zaman sadık değildir:) Yaşadığınız bu kaygıyla birlikte zihnimiz alarm moduna geçer peki bu alarm ne zaman kuruldu? Belki de bir dönem, her şeyin kontrolden çıktığı bir zamanda yalnız kaldınız… Belki de başa çıkmak zorunda kaldığınız bir kriz, sizde her şeyi ben kontrol etmezssem yine kötü bir şey olabilir inancını ortaya çıkardı. .. Bu noktada kendinize şu soruyu yöneltebilirsiniz;“Hayatı kontrol etmeye çalışmak beni gerçekten koruyor mu, yoksa daha da yoruyor mu?”Bazen akışa güvenememek, geçmişte o akışın sizi yaraladığı bir deneyime dayanabilir. Bu noktada, akışa güvenmek demek her şeyi boşvermek değil de kontrolün sınırlarını fark etmek ve sorumluluğun dışındaki alanlarda kendini serbest bırakabilmektir. Kader konusu ise Gerçekten bizim elimizde olmayan şeyler var mı, yok mu? Bilimsel bakış açısıyla diyebiliriz ki; evet, bazı şeyler bizim irademiz dışında gelişiyor. Fakat hayata çok “ya hep ya hiç” bakmak da insanı yorabiliyor. Şöyle bir örnek vereyim: İstanbul’da trafikte şehre giden biri, yolu kapatan köprü nedeniyle saatlerce yolda kalıyor. Belki kontrol sizde değil, ama arabada nasıl davranacağınız, bu sıkışıklık anında neler hissedeceğiniz tamamen sizinle ilgili. .. Son olarak; Her şeyi kontrol etmeye çalışmak, bazen hayatı kaçırmanıza neden olabilir. Çünkü güzellikler ve sürprizler çoğu kez plansız anlarda ortaya çıkar. .. Hayar bir akıştır ve bu akışta bazen çırpınmak yerine kendimizi bırakmak gerekir. .. Akış sizi gitmeniz gereken yere götürecektir belki de ona bir şans vermelisiniz. Size tavsiyem, bir deftere ya da kağıda ''kontrolünüzde olan'' ve '' kontrolünüz dışında gelişen'' durumları liste haline getirmeniz. Bu listeyi oluşturduktan sonra şunu göreceksiniz; aslında her iki tarafı da kontrol etmeye çalışıyorsunuz değil mi? Kontrol etmemiz gereken taraf sadece dokunabildiğimiz şeyler olmalıdır aslında. .. Peki ya sizin yaptığınız nedir? akışa müdahale etmek mümkün müdür? :)Sevgili danışan, Unutmayınız ki, Hayat her zaman cevapsız sorularla doludur, sürekli soruların cevaplarını bulmak üzere koşarsanız pek çok güzel manzarayı gözden kaçırabilirsiniz. .. Daha fazla sormak istediğiniz bir konu olursa, yeni bir soru oluşturabilirsiniz :)Kendinizden hak ettiğiniz değeri esirgemediğiniz, sorunlarla başa çıkabilecek gücü kendi içinizde keşfedebildiğiniz sağlıklı günler dilerim. Sevgiler, Psikolog Ezgi Aydın
Merhabalar sevgili danışan,Yazdıklarınızdan anladığım kadarıyla, büyük bir emek, sorumluluk ve özveriyle yürüttüğünüz bir işin adaletsizlik, iftira ve çıkar ilişkileri yüzünden sekteye uğraması sizi derinden yaralamış… Bu, durum profesyonel bir hayal kırıklığı ile birlkite, kişisel anlamda da yaralayıcı, öfkelendiren zorlayıcı bir durum gibi görünüyor. Belki de asıl can yakıcı olan, sizi öfkelendiren ;adaleti ve doğruluğu savunurken birilerinin yalanla, dolanla, kolayca önünüze set çekebilmiş olmasıdır. Sizin başkalarına örnek olacak bir etik doğrulukla hareket ettiğinizi çok net bir şekilde anlıyorum. mesele sadece bir proje kaybı değil, sanki içsel bir değerler sisteminizin sarsılması söz konusu gibi… Yani “Haksızlıkla mücadele ederim, sonuçta doğru olan kazanır” inancınız yara almış olabilir. İlk olarak, İnsanın adalete olan inancı sarsıldığında, sadece bir olaya değil dünyaya, insanlara ve kendine dair güveni de yara alabilir. Siz o olayda sadece işinizi kaybetmediniz belki de aynı zamanda haklı olmanın her zaman yeterli olmadığı, iyi niyetin her zaman karşılık bulmadığı gibi acı bir gerçekle yüzleştiniz. .. En başta arkadaş sandığınız birisinin , size bu kadar zarar verebilmiş olması da, bu deneyimi çok daha ağırlaştırmış gibi duruyor. İftiraya uğradığınızda, aklanmış bile olsanız o iz iç dünyanızda kalabilir. Zihin “bir daha olursa ne yaparım ben?'' sorusuyla tetikte kalabilir. Bu da sizin gibi sorumluluk sahibi, duyarlı ve adaleti biri için içsel bir savaşa dönüşmüş. O yüzden bu durumun sizde yarattığı duygusal ağırlığı görmezden gelmemek çok çok kıymetli. Belki de burada kendinize şu soruyu yöneltmelisinizdir;“Ben adaleti sağlayamamış olmakla, kendimi eksik mi hissediyorum?” Çünkü adaletin yerine gelmesi her zaman bizim elimizde olmaz. Ama insan bazen kendini, olmayan adaleti taşıyamadığı için de suçlayabilir. Oysa siz üzerinize düşeni yapmışsınız. Elinizdeki tüm verileri toplamış, etik dışı davranışları ortaya koymuşsunuz. Bu süreçte geri kalan bazı şeylerin sizin dışınızda ilerlemiş olması, sizin emeğinizin kıymetini düşürmez değil mi? :)Bir diğer noktada ise şu var: Kandırılmak ya da kullanıldığınızı fark etmek, sadece öfke değil;utanç, kırgınlık ve bazen kendinden kuşku duymayı da beraberinde getirebilir. Bu yüzden duygularınız arasında çelişkiler olması da çok çok doğaldır. Bir yandan kızıyor, bir yandan hala neden böyle bir şeyin yaşandığını çözmeye çalışıyor gibisiniz. Bu, sizin vicdana ve analiz gücüne sahip olduğunuzu gösteriyor aslında. .. Duygularınızın karmaşık olması, sizin zayıflığınız değil de bu olayın ne kadar karmaşık bir yerden sizi etkilediğinin göstergesidir. Öfke noktasına gelecek olursak ,peki bu öfke neye dönüşebilir? Öfke, bastırıldığında ya da sadece dışa yöneldiğinde bir süre sonra içten içe sizi yorabilir, yıpratabilir. Bu yüzden, bu öfkeyi dönüştürmenin bir yolunu bulmak önemlidir. Burada belki şöyle bir egzersiz işinize yarayabilir: Bir kâğıda ya da bilgisayara, “Benim adalet anlayışım” ve “Hayatın gerçekleri” başlığı altında iki ayrı liste yapın. Sizin için savunulması vazgeçilmez olan değerleri ve ilkeleri yazın. Diğer yanda, yaşadığınız somut olaylarda karşınıza çıkan hayal kırıklıklarını, sizi yoğun olarak etkileyen olayları dökün. Bazen zihnimizdeki karmaşayı bir kağıda dökmek ve bunları listelemek karmaşayı çözerek, somut olarak görüp değerlendirmenizi sağlayabilir. Dilerseniz yalnızca ''kontrol edebildiklerim ve kontrolüm dışında gelişenler'' şekline bir liste de hazırlayabilirsiniz. Son olarak şunu söylemek isterim: İnsanların yüzü görünse de niyeti görünmeyebilir. O yüzden “ben herkese güvenemem” demeniz çok anlaşılır. Ancak burada size şunu hatırlatmak isterim ki; bu olay yüzünden içsel iyiliğinizden, işinize olan bağlılığınızdan ya da adalet duygunuzdan vazgeçmeyin. Kötü bir deneyim yaşamış olabilirsiniz ancak bu deneyim, sizin karakterinizi ve iyi niyetinizi gölgeleyemeyecektir :)Daha fazla sormak istediğiniz bir konu olursa, yeni bir soru oluşturabilirsiniz :)Kendinizden hak ettiğiniz değeri esirgemediğiniz, sorunlarla başa çıkabilecek gücü kendi içinizde keşfedebildiğiniz sağlıklı günler dilerim. Sevgiler, Psikolog Ezgi Aydın
Merhabalar sevgili danışan,Öncelikle kafanızı kurcalayan bir sorunun cevabını arıyor olmanız çok çok kıymetli. Bu konudaki düşünceleriniz oldukça gerçekçi ve yerinde bir sorgulama. .. "Mutluluğu seçmek" fikrinin herkese aynı reçete gibi sunulması, aslında günlük hayatın gerçeklerine pek de dokunmayan bir yaklaşım olabilir. Yani, örneğin bir kişinin iş koşulları ağırsa, sosyal güvencesi eksikse ya da ekonomik olarak sürekli bir kaygı içindeyse, sabahları daha erken kalkmasını önermek, suya yazı yazmak gibi kalabilir :) Gerçekten kişisel gelişim kitapları bize ne kadar yardımcı oluyor? Yoksa bazıları sadece “ daha çok çalış, daha çok gülümse, daha çok erken kalk” diyerek üzerimize bir yük mü bindiriyor?Dediğiniz gibi, bazı kitaplar ne yazık ki hayatın sosyoekonomik gerçeklerini görmezden gelip her şeyi bireyin omzlarına yıkabiliyor. Sanki mutsuzluk senin seçimindi, başarısızlık senin hatandı… Oysa bir insanın iyi olabilmesi, sadece kişisel çabasıyla değil, içinde bulunduğu koşullarla da çok yakından ilişkilidir. Örneğin, ağır şartlar altında çalışmak, sürekli stresle yaşamakbunlar elbette ki görmezden gelinemez. Burada önemli bir çizgi var; Öncelikle her kişisel gelişim kitabı aynı değildir. Bazıları, evet sizin de belirtmiş olduğunuz gibi yüzeysel öneriler sunarken, bazıları gerçekten derinlikli bilgilerle kişiye farkındalık kazandırabiliyor. Bunu anlamanın yolu da aslında sizin de dediğiniz gibi psikolojiyi, felsefeyi, biyolojiyi, hatta sanatı içine alan kaynaklara yönelmekten geçiyor olabilir. Daha kapsamlı okumalar yapmak insanı geliştirir çünkü insan sadece davranışlarından değil, anlam arayışından, duygularından ve ilişkilerinden oluşur. Yani burada size anlatmak istedğim şey belki de “kişisel gelişim kitabında '' değil, onun nasıl bir bakış açısıyla yazıldığında. Eğer sizi sadece daha iyi olmalısın! diyerek motive etmeye çalışıyorsa, fakat içinde neyi neden yaptığınızı sorgulamanıza alan tanımıyorsa o kitap zaten geniş kitlelere hitap etmiyor demektir. Gerçek bir gelişim, sadece bireysel çabayla değil de toplumsal koşulları da anlayarak, kendinize nazikçe bakarak ve iç dünyanızı gerçekten tanıyarak mümkündür. Bu yüzden size tavsiyem sizin de belirtmiş olduğunuz üzere, yalnızca kişisel gelişim kitaplarıyla sınırlı kalmak yerine, kendi iç dünyanızı daha derinlemesine anlamanıza yardımcı olabilecek, içinde bulunduğunuz yaşam koşullarınıda göz önünde bulundurarak sizi destekleyecek psikoloji temelli kitaplara da şans vermeniz. Unutmayınız ki, gerçek iyileşme ''içinde bulunduğumuz koşulları veya kişileri değiştirmeye çalışmak yerine, bu koşulların bizde neye dokunduğunu, hangi ihtiyacımızı karşılamadığını ve bizde nasıl duygular uyandırdığını fark etmeye başladığımızda gerçekleşir. Çünkü maalesef dışarıyı kontrol etmek her zaman mümkün olmayabilir fakat iç dünyamıza yönelmek, kendi sınırlarımızı, ihtiyaçlarımızı ve tepkilerimizi tanımak işte tam olarak bu nokta çok kıymetlidir :) Gerçek değişim burada başlar. .. Son olarak; kendi sınırlarımızı ve ihtiyaçlarımızı daha derinden anlamaya başladığımızda, okuduğumuz bir kişisel gelişim kitabında yazanları da eleştirel bir gözle değerlendirebilir, oradaki önerileri kendi yaşam koşullarımız ve duygusal ihtiyaçlarımız doğrultusunda yeniden şekillendirebiliriz :)Daha fazla sormak istediğiniz sorularınız var ise, yeni bir soru oluşturabilirsiniz :)Kendinizden hak ettiğiniz değeri esirgemediğiniz, sorunlarla başa çıkabilecek gücü kendi içinizde keşfedebildiğiniz sağlıklı günler dilerim. Sevgiler, Psikolog Ezgi Aydın
Merhabalar sevgili danışan,Yazdıklarınızdan anladığım kadarıyla hem bedeniniz hem de duygularınız bir süredir bazı sinyaller veriyor ve siz de “bir şeyler yolunda gitmiyor olabilir mi?” diye sorgulamaya başlıyorsunuz. .. Bu çok değerli bir farkındalık. Çevrenizin sizi “agresif” olarak tanımlaması, ilk başta kırıcı ya da yabancılayıcı hissettirebilir ama siz bunu hemen savunmaya geçmeden, kendinize dönüp sormayı seçmişsiniz: “Acaba gerçekten öyle miyim?” Bu, soruyu kendize sormak aslında iç görüye sahip olduğunuzu gösteriyor :)Yazdıklarınızda bazı ipuçları var ki, duygularınızın yoğunluğu günlük yaşantınıza da etki ediyor gibi. Diş sıkma gibi fiziksel yansımalar, zaman zaman yaşadığınız panik ataklar, öfkenin dozunun sizi bile şaşırtması… Bunlar birer dışa vurumdur aslında. Zihnimiz bazen yükümüzü taşıyamadığında bedenimiz yoluyla sesini duyurmaya çalışır. Öfke noktasına gelecek olursam, Öfke dediğimiz duygu aslında ikincil bir duygudur. Yani öfke direkt bir duygu değil, yaşadığınız diğer duyguların toplamıdır aslında. .. Bazen öfke sandığımız şeyin altında incinmişlik, anlaşılmama, yetersizlik hissi ya da uzun süre bastırılmış başka duygular yatabilir. Bu yüzden öfkeyi sadece “kızgınlık” olarak değil, bir alarm sistemi gibi görmek kıymetli olur. Kendinize şu soruyu sorabilirsiniz: Öfkelendiğimde asıl ihtiyacım neydi? Görülmek mi? Güvende hissetmek mi? Kontrolü kaybetme korkusu mu? İşte bu sorulara yanıt vermek belki bazı şeylerin cevabını sizlere verir :)Şunu da eklemek isterim ki; Duyguların “yoğun” yaşanması, her zaman bir bozukluk belirtisi değildir. Bazı insanlar duygularını daha keskin hisseder, bu da onları hem daha empatik hem de daha kırılgan hale getirebilir. Eğer bu yoğunluk sizi zaman zaman yoruyor ya da baş edilemez hale geliyorsa, duygularınızı düzenlemeyi öğrenmek elbette ki önemlidir Yaşadığınız ataklar esnasında, burnunuzdan derin bir nefes alın, sayarak yavaşça 4 e kadar sayıp nefesinizi tutun ve sonra yine ağızdan 6 saniyede nefes verin. Bunu birkaç tekrar yapabilirsiniz. Kulağa basit gelebilir ama düzenli uygulandığında sinir sistemini yatıştırır. Şöyle de düşünülebilir;Duygusal yoğunluğunuzun kökenine inmek, sizi bu döngüden koruyabilir. Belki uzun zamandır bastırdığınız bir kırgınlık, hayal kırıklığı ya da savunmasız kalmaktan kaynaklanan bir korku öfke olarak dışa vuruyor olabilir. Özellikle çocukluğunuzda ya da gençliğinizde maruz kaldığınız zorlayıcı bir ortam olduysa, o dönemde gelişen baş etme mekanizmaları yetişkinlikte de bu şekilde devam edebiliyor. Bir günlük tutmaya başlamak da çok yardımcı olabilir. Gün içinde sizi öfkelendiren, kaygılandıran ya da aşırı tepki vermenize sebep olan olayları, olayın ardından ne hissettiğinizi ve tepkilerinizi kısa notlar halinde kaydedin. Böylece duygularınızın ve tepkilerinizin örüntüsünü daha net görebilirsiniz. Bu; hem kendinizi tanımanız, hem de değişime açık alanları keşfetmeniz açısından iyi bir arşiv olur. Son olarak, ara sıra kendinize şu soruyu sorabilirsiniz: “Şu an içimde hareketlenen asıl duygu nedir?” Bazen öfke dediğimiz şeyin aslında hayal kırıklığı, kırgınlık, ya da yalnızlık gibi başka bir duygunun üzerini örtmek için çıktığını fark edebilirsiniz. Unutmayınız ki; bir duygunun varlığı onu “kötü” yapmaz. Önemli olan o duyguyla nasıl baş ettiğiniz, kendinize nasıl davrandığınız ve onu nasıl dönüştürdüğünüzdür. Öfke de, korku da, kaygı da size bir şey anlatmaya çalışır. Onları bastırmak değil, anlamak iyileştirici olan yoldur. .. Daha fazla sormak istediğiniz bir konu olursa, yeni bir soru oluşturabilirsiniz :)Kendinizden hak ettiğiniz değeri esirgemediğiniz, sorunlarla başa çıkabilecek gücü kendi içinizde keşfedebildiğiniz sağlıklı günler dilerim. Sevgiler, Psikolog Ezgi Aydın